Endonezyaya saat 2 gibi indik. Bu airasya nın uçakları gıcır gıcır,çok güzel. Hiç ses yok, rotar zaten hiç yok . Bütün uçuşlar saat gibi tıkır tıkır. Çok rahat uçuşlar yaptık.
Endonezya ya geldigimiz zaman para bozdurup şehir merkezine geçelim derken ben sanki Türkçe konuşan birini duydum. Birisi can suyu dedi sanki, ama umursamadım.
Endonezyayada 1 dolar 8500 rp. 100 dolar dozdurup servis otobusune atladık zaman bol onun için
Acele meke. Malezya da camide karşılaştıgımız arkadaşlar bize islamik üniversitenin otelinden bahsetti, adam başı 10 dolar. Yer bulamasak gideriz demiştik. Şehir merkezi ana baba günü gibi. Harıltı gürültü aman aman. O kadar yer gezdik srilanka yı arar olduk. Tabi 240 milyon insan , arabadan çok motorsiklet var. Vay babam vay. Herkes bir yere ulaşmak için var güçleri ile yarışıyorlar. Burasıda acaip sıcak. Yemegimizi atıştırdık. Haydi şu otele gidelim deyip, Bir taksici ile 75000rp anlaşıp bindik. İstanbul trafigi sulu nagmet buraya göre çok rahat. Kısaca 10 ,,15 km yolu birbuçuk saatte aldık. Önce bize verilen karttaki adresi bulduk . Malezya lı örgenci cemaat evinde tek kalıyordu. Tanıştık çaylarımızı içtik. İşte ev burada kalın dedi ama biz kabul etmedik, yine sag olsun. Ev sorumlusu türk agebeyini aradı çalıştıgı için ve de uzakta oldugu içinyanımıza gelemedi. Onun için Malezyalı genç bize yolu göterip rehberlik yaparak bizleri aldı otele götürdü. Otel çok güzel 5 yıldızlı ama maalesef yer yok. Burada dügün yapılacak mış , misafirler için bütün odalar tutulmuş. Otelde internet vardı. Mehmet kardeş internete girince birde ne görsün. Ensara mail gelmiş. Havaalanında bizi karşılamaya gelenler olmuş, buluşamamışız. Şehir içinda başka bir otelde yerimiz ayrılmış, haberimiz yok. Ensar kardeş hemem maile cevap yazdı telefonla ulaştı ve biz beklemeye başladık. Hava kararırken hava alanında cansuyu diye duydugum sesin sahibi geldi. Pkc yardımlaşma dernegi görevlisiydi. Daha önce ensar bilgileri vermiş gelip bizi hava alanında alacaklarmış. Ama ensarda atlamış bizde dikkat etmedik. Neyseki geçte olsa buluştuk. Bizim için ayrılan otele geçerken yolda pizzacıya ugrayıp yemeklerimizi yedik. Otele geçip rahatça mışıl mışıl uyuduk, çünkü çok yorulmuştuk. Sırt çantaları ile gezmek zor. 6 kg luk çantalar sanki zaman geçtikçe 60 kg gibi oluyor. Ama el bagajı ile hiç olmaz o daha da zor……………………
Sabehleyin saat 11e kadar yattık. Kalkınca gece geldigimiz otelin etrafını keşfe çıktık. Ortalık ana baba günü gibi. Heryer aynı emin önü trafigi gibi. Ama burada tek farklılık fazla yaya trafigi yok. İnsanların hepsi ya arabada dolmuşta yada motorsik lette. Acaip bir gürültü var. Ensarla dolaşırken meyve ci gördük ,yine dilimlenmiş soyulmuş küçük küçük poşetlerde buzun üzerinde kapalı el arabasında satıyorlardı. Burada meyveler singaporun 5 te 1 fiyatına. Bayagı yiyebilecegimiz kadar tropikal meyvelerden aldık. Oteldeki arkadaşımız Mehmet in yanına gelip afiyetle yedik.
Daha donra bizi almaya gelen arkadaşlar gelip bizleri alarak jakartanın güzel gezilecek yerlerine bizleri gezmeye götürdü. Dünyanın dördüncü büyük camisi buradaymış gidip gezdik. Namaz larımızı kıldık. Meydanlık bir yerde seyyar turkış kepap yazan yerde döner yedik. Çocuga bu yazıyı buradan sil
Turkiş kepap olmamış diye uyardıktan sınra kaldıgımız yerden gezmeye devam ettik. Gezi dedigimizde arabayla çünkü trafik her yerde berbat. Şehrin içinde de şehrin dışında da, üstelik otobanda da. Hiç fark eden bir şey yok. Trafik ,trafik berbat. Sindapordan sonra çok berbat.
Otele dönerken , kaldıgımız otele 500 mt gibi yerde çöp şişçi gördüm. Kimseye bir şey demedim: herkes indi otele döküldü saçıldı relaks oldu. Derken ensar internet kafeye gitti. Mehmet kıvranıyor aç çünkü turkış kepap dan bir şey anlamamış üstelik yemedide. Tekrar kalkıp hazırlandık Mehmet le çöp şişçiye gelip bulduk. Bulduk bulmasına da , biz Endonezya dilini bilmiyoruz onlar Türkçe bilmiyor.. Zaten lokantacı İngilizce bir kelime bilmiyor. Allahtan yemek yiyen ailenin yanındaki genç pat çat İngilizce biliyorda, tarzanca biraz biraz anlaştık. Tavuk çöp şiş 15 kr. Et şiş 20 kr. 20 tavuk 5 et söyledik oturduk beklemeye başladık. Benim karnım fazla aç degildi, ama ekmeksiz yerim diye bende söyledim. Ekmek dedim de ekmek mafiş yok. Ekmegi gören söylesin. Ekmekte yok tuz da yok. Kendileri hafif tuz kullanmışlar tam tuzsuz degil. Tavuk şişlerin bir kısmını soslayıp bir kısmınıda sossuz pişirdiler. Yanına adam başı birer tabak pirinç lapası birer bardak su yerine ılık şekersiz yeşil çay, yersende bu yemesen de. Ama etler harika olmuştu. Ensarsız bogazımızdan geçmiyordu ama ne yapalım, o internet kafede. Toplam hesap 48000rp yani 6 dolar ama karnımız iyi doydu. Akşam yatarken niyetimiz denize , yarın denize girmekti.
Denize gidelim diyerek uyandık . Yine birkaç çeşit karışık meyve alıp 10000rp verip karnımızı doyurduk. Ögle üzeri bir yagmur başladı akıllara ziyan,sanki bardaktan boşalırcasına. Maşallah bir güzel yagmur yagdı.saaat 1 gibi pkc elamanları gelip araçları ile bizleri Cuma namazına götürdüler.
Burasıda jakartanın başka büyük camisi. Kocaman bir bahçesi var içerisi çok geniş bir camiydi
Cami süslü püslüydü. Sonra ögrendigimi ze göre dügün yapılırken süsleniyormuş. Ne güzel adamlar dügün işinide çözmüşler. Camiler burada bu işe de yarıyor. Hani bizde böyle bir şey yapan varmı bilmiyoruz. Çogunluk nikah salonu dügün salonu vs vs. nufus kagıdında Müslüman o kadar. İcraat yok. Camiler ancak günde beş vakit toplam 2 saati geçmeyecek şekilde meşgul. Diger zamanlar git kapı duvar yüzde doksanı böyle. Bazen diyorum ki neyse demeyeyim en iyisi………….
İnşallah daha güzel yararlı işler içinde bu güzel ibadet yerleri boş, boş resim gibi durmazda kullanılır.
Namazdan sonra pkc nun bürosuna gittik. Bizler için sofra hazırlamışlar. Meyveler tatlılar çıkınbrayiler vs vs. tabi biz balla çörek gibi yaglı ekmegi görünce karnımızı doyurduk. Çünkü seyahate başladık başlayalı ekmek kayıptı, nihayet bulduk. Bizlere kuruluşla ilgili slayt gösterisi yaptılar izledik . saat 4 olmuştu , jakartanın dışında safari türü hayvanat bahçesi oldugu gidelim diye ısrar edince gitmek zorunda kaldık. Giderken yiyemedigi miz hint usulu tavuk pilavı yanımıza aldık. Bu yemekleri safariden sonra acıkınca parkta yedik. Safari alanı şehirden 50 km mesafede. Bir yanar dagı kenarında,daga çıktıkça hava müthiş serinledi. Yolda havuç satanlar bonzai agaç satanlar,degişik sebze satanlar vardı. Daga çıkarken yol boyu 10 km alış veriş çarşısı gibiygi. Hava kararacak diye duramadık dogruca safari alanına gittik. Ben zannediyordum ki kafeste hayvanlara bakacagız. Arabadan inmeden hayvan sürülerinin içinde kendimizi bulduk . Hayvanlar alışmışlar gelip agızları ile camları yalayıp yiyecek bir şeyler istiyorlar. Anladım kı girişte sapıyla çöpüyle satılan havuçlar bunlar içinmiş. İlerledikçe degişik degişik hayvan sürüleri yollarımızı kesmeye başladı. Uzaktan kumandalı koca bır kapı, kale kapısı gibi yerden geçtik, burası yırtıcı hayvanların bulundugu yerler. Bunlarda dogal ortamda kafes falan yok. Buralarda bayagı resim aldık. Bu safari araçla 1 saat sürdü. Hava kararırken bahçeden çıkıp parkın oldugu yere geldik. Burada yemeklerimizi yeyip dinlendikten sonra ,otelin yolunu tuttuk.
Otele saat akşam 9 gibi geldik. Mehmet le önceki gün çöp şiş yemiştik. Ensarında canı çöp şiş kebap isteyince, elamanlar bizi bırakıp gittikten sonra dogru çöp şişçiye gittik. Kepapçıya gelip 30 şiş tavuk söyledik. Bu sefer pilavı 1 tabak istedik. Çünkü yenmiyor kalıyor. Kebaplarızı afiyetle yedikten sonra otele döndük. Ensar tabi yine internet kafeye, biz dogru odaya. Çünkü yarın iki buçuk gün sürecek Türkiye uçuşu başlıyor.
Sabah bizim elamanlar 2 de gelip bizi alarak havaalanına bırakacaklar. Oteli 12 gibi boşaltmamız gerekiyor. Sabah otelin kafesinde , marketten aldıgımız pastalarla kahvaltımızı yapıp beklemeye başladık. Arkadaşlarımız denilen saat de gelerek bizi aldılar. Yolda rica ederek yol üzerinde bonzai satan yer varsa almak istedigimi anlattım, sag olsun otobana girmeden bonzai satan bir çiçekçide durduk. Çok güzellerde insan hepsini almak istiyor ama nafile dönüşümüz 2 gün sürecek. Buradan Malezya yarım gün oradayız oradan srilanka ,orada 20 saat bekleyecegiz. Oradan dubainin yanı sharja.
Bundan dolayıdır kı elimde taşıyabilecegim 2 adedine 20 dolar verip aldım . kafamdada şöyle bir soru işareti var acaba uçagın içine alırlarmı. Dedim almazlarsa 20 dolar bırakırım diye düşündüm.
Bonzaileri poşetlere koyup , el bagajı yapıp yolumuza devam ettik. Havaalanına gelip pasoport işlemleri falan derken içeri geçip beklemeye beşladık. Uçaga biniş için son kontrolden geçerken bizim bonzailer orada xrayda kaldı. O kadar dil dökmemize ragmen alamadık. Bunları ancak uçak bagajında götürebilecegimizi kabine canlı bitkinin yasak oldugunu söylediler. Uçak kalkmaya yarım saat var. Yapalım desek yetişmez diyerek bırakmak zorunda kaldık . Sadece resimlerini getirebildik.
Arkadaşlar eger bonzai getirecek olursanız saglam paket yapıp bagaja vermeniz tavsiye olunur.
Evet Endonezya dada 100 dolar harcadık . Otel parası vermedik ama ,girişte 25 dolar çıkışta 20 dolar fon parası verince yine 100 dolar harcamış olduk.
. Endonezya halkının çogunun muslüman oldugu ,çok gürültülü , karma karışık fakir ama mutlu bir ülke. Bizim bu ülkeye giden turistlerimiz turla gidip bali vs adalarını görüp geliyorlar. Hayat orada degil gerçek hayat şehirde. Ben bu ülkede çöp toplayan görmedim. Ama singaporda gördüm. Belki burada gece topluyor olabilirler. Endonezya da gece odumu kaldırımlar yemekçi çaycı oluyor. Hemen branda ile çevirip işini yapıyorlar. Gündüz oldugu zaman kimse yok.
Bende yatsı namazı dönüşü bu çadırların birine girdim, bir bakalım dedim. Balık varmı diye sorunca yine İngilizce yok adamlarda. Bende yaşasın vucut dili deyip derdimi anlattım. Arkaz gibi işaretlerle anlattım. Bana bir tane sepetten balık çıkardı. Daha balık canlı, bu balık bıyıklı siyah balık. Bu balıktan daha önce görmüştüm,yabancı degilim. Ne kadar diye sordum 10000rp. Yani 2 tl. okeyledim yapıp getirdiler. Yine balık pilav yeşil çay ve biraz yeşillik. Balık yagda pişirilmişti,çıtır çıtır olmuştu. Yine dünyanın bu ucunda balık bulup yemiştim. Güzel oldu be.
İşte bu tatilde böyle bitti. Dönüşte srilankada tekrar denize girdik hava alanına beklemektense tekrar gidip otelde dinlendik. İstanbula gece yarısı indigimizde bıraktıgımız gibi yine buz gibi. Sabah uçuşu altı gibi uçaga binerken kar yagıyordu, çok üşüdüm………………………………………….
7.3.2011 bitti
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder