11 Temmuz 2011 Pazartesi

AFRİKA/MALİ

Abonesi oldugum gazeteyi okurken , kurban yardımı kampanyalarını gördüm. Birkaç  ilanı kesip cebime attım.  kafamda  bu organizasyonlara katılmak vardı. Birkaç yardım  kuruluşu ile telefon ile görüştüm. Durumu izah ettim. Bu kuruluşlardan cansuyu yardım dernegi ile afrikaya gitmeye karar verdim. Ülke belli degil.   Benim  aklımdan  geçen nijer, Kenya, Sudan.
                    Geçen yıl kurban bayramında akrabalarla bayramlaşmaya gittigimizde sohbet açıldı. Kurbanı ne yaptınız kaça aldınız nerden aldınız vs. bizde kurbanları  hayır  kurumlarına kesilmek üzere bagışladıgımızı söyledik.  Akrabalardan biri sizde işin kolayını  bulmuşsunuz ver kurtul , işte acaba kesiyorlarmı deyince kafamız karıştı. Bizim niyetimiz güzel ama niyeti bozuk insan çok. Kafamda acaba diye soru işareti kaldı. Kendi çevemiz de eş dost akrabada bizlere inanıp onlarda kurbanları bagışlıyorlar.   Bu  sebeple kendim gidip bu kesilen ülkelerde bulunmak istedim .  can suyu yardım kuruluşunda arkadaşlarda bize olur deyince bizde eş den dost dan kurbanları toplayıp bizzat gidip bu işlemleri yapmaya karar verdik.
                  Can suyu yardım dernegin den turgay bey ve zekeriye beyin haydi  gidiyoruz demesi 1 hafta sürdü.   Bayrama 1 hafta kala mali ye gidecegimizi örgendim.  Hiç aklımda olmayan bir ülke .  Hemen internetten bu ülke ile ilgili araştırma yapmaya başladım. Nufusun çogunlugunun Müslüman oldugu milli gelirin düşük oldugu, ve önceden Fransız sömürgesi bir yer oldugunu örgendim. Gidene kadar araştırma yapıp durdum. Hemen Antep istabul gidiş dönüş uçak bileti aldım. Çünkü 4 gece 5 gün sürecekti. Bayrama başı ve bayram sonrası bilet bulmak bayagı zordu. Ama çok şükür hallettik. Bu seferde seyahate çıkacagımız arkadaşlar kim acaba diye merak etmeye başladık. Kafa dengi mi anlaşabilirmiyiz  gibisine meraklandım.
                  13.11.2010 ist casablanca(fas) uçagında buluşmak üzere görüşüp program yaptık.  Sabaha karşı gece 3,45 uçagında yer almıştım . bizim ecz. Okuyan Harun oglanda ankaradan gece 11 uçagı ile geliyordu.   Bizim büyük çocuk Tarık beni hava alanına erken bırak onuda al dedim.  Her sefer ankara uçagı rotarlı gelirdi, bu sefer tam zamanında  gelmez mi. Gittik Harun u aldık yarım saat oyalandık konuştuk hoş beş sohbet, onlar gitti saat 1 de ben hava alanında tek kaldım.   Uçak vaktini beklemeye başladım. Vakit gelince  uçaga  binmek için işlemleri yaptırıp içeri geçtim.
                  Saat 8 gibi buluşacagımız dış hatlar terminaline geçtim. Saat 7 dolaşmaya başladım. Yurt dışı çıkış pulunu aldım. Derken telefon çaldı ilk arayan adanalı arapcası iyi olan tercüman arkadaş eyüp.  Buluşma noktası tespit edip o noktaya dogru yöneldim. İlk defa karşılaşacagımız için merak ediyordum ,tanımıyorum. Gele gele geldim bizim tercüman  20 yaşlarında türizm işiyle ugraşan askerigini daha yapmamış bir genç. Askere bayramdan sonra gidiyormuş. Eyüb arkadaş Halep şam turlarında rehberlik yaptıgı için arapcası iyi. Neşeli güler yüzlü sıcak kanlı bir arkadaş. Derken üçüncü arkadaşımız Anadolu haber ajansı personeli Atakan çelik kardeşimiz geldi. Onunla tanıştık. Nijer gurubundan 3 arkadaş geldiler,aynı uçakla casablanka ya gidecegimizi örgendik onlarlada tanıştık. Bizim guruptan gurup lideri otada yok. Uçak yarım saat rotar verdi biz beklemeye devam ediyoruz. Eyüb arkadaşımız musa öztürk kardeşimizi aradı gelmek üzereyim dedi buluşma noktasının yerini örgendi. Derken musa öztürk kardeşimizde geldi, tanıştık.  Tabi baktım her  kes birbirini tanıyor. İçlerinde bir ben yabancıyım.  Sohbet koyulaştı  saat 9 u geçiyor. Herkes rahat nasıl olsa uçak rotarlı  diyordu. Kontuarlara gidildiginde chexin 8.55 de  uçak hareketinden 1 saat önce kapandı diye söylendi.Herkese bir telaş düştü çünkü buraya gezmeye gidilmiyordu, bir amaç bir hayır işi için gidiliyordu. Gazeteci arkadaş Atakan çelik bayagı bir ugraştan sonra son işlemleri yaptırabildi. Hemen uçaga binmek için, çarçabuk hareket edip koştur koştur uçaga geçtik.  Çok şükür uçaga binmiştik. Herkes degişik yerlere oturmuştu, uçak ful doluydu.                                                                                                                  Uçuşumuz 6 saat civarında sürdü.casablanka havalimanına indik. Bagajlar elimizde çıktık. Malinin başkenti Bamako için yarım gün zamanımız var.  Gelmişken casablanka yı gezelim diyerek şehrin yolunu tuttuk. Yemek  yedik sahilde yagmur altında çay içip hava kararırken tekrar geri geldik.  Havaalanında beklerken bayagı türk insanlarla karşılaştık. Herkes afrikanın degişik ülkelerine yardım için seferber olmuştu. Kendimi sanki İstanbul havaalanında gibi hissettim.  En küçük gurup bizimdi. 10 kişilik 15 kişilik guruplar vardı. Avrupanın degişik yerlerinden gelen müslüğman kardeşlerimiz bu aktarma noktasında buluşmuşlardı.  Uçuş  vakti gelmişti. Yavaş,  yavaş uçaga binmek için son arama noktasından geçerken,  çok ince müthiş bir aramadan geçtik. Para varmı,  yokmu  ne kadar para var diye soruyorlar. Sana ne  diyemiyorsun, bunların memleketi. Neyse ben geçtim, daha sonra eyüb geldi,  kendileri geçerken bayagı zorlandıgını anlattı. Çünkü üzerlerinde kurban parası vardı . Girişte deklare edip bilgi verseydik hiçbir sorun yoktu, böylece bunu da örgenmiş olduk.
               Bamako ya dogru uçuyoruz . Bu uçuşumuzda takriben 4 saat sürüyor. Sabah saat 6 gibi Bamako dayız. Sabahın alaca karanlıgında havaalanına iniyoruz. Burada ilk karşılayan, üzerinde cansuyu yelekli siyah tenli bir arkadaş. Bizim bütün işlemlerimizi yaptı . Dogruca otele gelip odalara yerleştirdiler.Şaştım kaldım, bir okadarda hoşumuza gitti.  Kendimizi kendi memleketimizde gibi hissettik. Bu arkadaş mali yardımlaşma dernegin den Osman beydi. Daha sonra bütün organizasyunu musa öztürk kardeşimle beraber yapacak  partner kuruluşun adamıydı.
               24 saattir yoldaydık herkes odasına çekilip banyosunu  duşunu aldı öglene kadar dinlendik.Ögle gibi kalkıp hazırlandık. Osman bey geldi hep beraber kurban pazarına ve kurban kesim yerlerini gezmeye gittik. O gün akşama kadar bu işlerle ugraştık. Hava kararmıştı yemek yeyip otele geldik.
                 Hayatımda ilk defa bir Afrika ülkesine gelmiştim.  Hayal ettigimden daha güzel bulmuştum.Araç trafigi yogun, ana yolar asfalt,iki yıldızlı banyolu klimalı otel .  Maalesef  otel çok pahalı.  Yemek fiyatları bizim memleketin en kaliteli lokantası ile aynı fiyat. Ama kalite yok.  Ben daha ucuz fiyatlar bekliyordum.  Çünkü internet gezginlerinin Afrika günlüklerini okudum karşılaştırma yaptım.
                 Böylece pazartesi bitti Salı günü geldi çattı. Bügün kurban bayramı biliyordum, ama musa kardeş burada kurban bayramı Çarşanba günü başlıyor dedi.  Salı günü bayram olmadıgı için her yer açıktı.  Kurbanlık paralarını ödemek için döviz bürosuna gidip bütün paraları mali parasına çevirdik. Daha sonra bayram gününün planını programını yapmaya başladık. Osman bey bütün organizasyonu yapmış, kenar mahallelerde fakir ailelere kuban dagıtım fişlerini muhtarlar aracılıgı ile ulaştırmış. Böyle yapmasa et dagıtılırken herkes hücum eder izdiham yaşanırmış.
Evet bu gün çarşanba, kurban bayramı. Burada bayram namazı , güneş dogduktan takribi 2 saat sonra kılınıyor. Mali yardımlaşmadan bir arkadaş arabayla gelerek bizi namaz kılacagımız camiye götürdü.  Caminin  içi renkli elbiseler içinde cemaatle doluydu. Bütün herkes bayramlık elbiselerini, en canlı renkli elbiselerini giyip gelmişti. Ortam çok güzeldi. Namazdan sonra osmanın evi camiye yakındı ,kendi kurbanını kestikten sonra dogru kurbanlıkların kesilecegi yere hareket ettik.
                 
                Kurban kesim alanı etrafı biriketle çevrili üstü açık 1000metre karelik yerdi. Kurbanlık büyükbaşlar(bakar) yani inekler gelmiş kesilmeyi bekliyordu. Musa kardeş kasap arkadaşları topladı, tercümanımız osmanla beraber vekaletler verilmeden  kimse kesmesin diye defalarca anlattı. Kemeralar kayıt için hazırlandı, ve isimler teker teker okunarak vekaletler verildi. Vekeleti alan arkadaşlar bismillahu allahu ekber diyerek kesmeye başladılar. Kurbanların bir kısmı birinci kalan kısmı ikinci günü kesildi.  Hava sıcaklıgı ortalama 40 derece civarında seyrediyor.  Kesilen  etler temiz açkılar üzerinde parçalanarak paylara ayrılmaya başlandı. Kasapların bir kısmı kesiyor bir kısmı parçalara ayırıyor, başka gurupta pay yapıyor. Daha sonra poşetlere konularak araçlara yükleniyor. Etlerin hiçbir parçası zayi olmuyor. En küçük parçalara kadar  etler  sakatatlar degerlendiriliyor.
                Kasaplar deri soyma parçalama işi bittikten sonra  baktımki torbalara bir şeyler koyuyorlardı. Birde ne göreyim; deri üzerinde kalan  inegin kuyruk ve meme kısımları topluyorlardı. Bunları da kurutarak değerlendirip yiyorlarmış. Hayret içinde kaldım. Hayvanların karınlarını pislikleri ile götürüp içini temizleyip değerlendiriyorlardı.  Bizde bayram günü sakatatları alan kimse olmaz çogunlugu çöpe atilır. Poşetlere konulan paylar daha önceden tespit yapılan ailelere dagıtılmak için hazırdı. Araçlara binerek bu ailelerin bulundugu okul veya cami bahçelerine gidilerek dagıtıldı. Hiç itişme kakişma izdiham olmadı çok güzel bir düzen içerisinde dagıtımı birkaç degişik noktalarda gerçekleştirdik. Türk halkının kurban yardımlarını ellerimizle dagıtmanın verdigi tatlı bir yorgunlukla hava kararırken otelin yolunu tuttuk. Sabah tan beri ayakta idik.   Herkes kendi odasına çekilerek duşlarını aldı, dinlemeye başladı. Çünkü yarın yine aynı işe devam edilecekti. Bugün kurbanların yarısı kesilmişti.
                Sabah erkenden kalkıp hazırlandım. Otelin kapısında dışarıda beklerken, yolun karşısında yol kenarında 100metre kare  yeşil bahçe  içerisinde orta yaşlı bir kadın kova ile kuyudan su çekerek bitkileri suluyor. Bu işlemi sıcak güneş altında defalarca yaptı. Kadın oradan uzaklaşınca merak ettim acaba ne yapıyor;  o bahaçeyi inceledigim zaman küçük küçük maşara oluşturmuş. Buralara nane maydanoz vs otlardan dikerek  yetiştirip geçimini saglıyormuş.  Allah yardım etsin diyelim……….
               Osman  arkadaş gelerek bizleri alıp kesim alanına tekrar götürdü. Kahvaltımızı otelde yapmıştık .  Kesim alanında bakarlar yatırılmış ayakları baglanmış,  vekalet için bizleri bekliyorladı.  Vekaletler  teker  teker verilerek  tekrardan ortalıgın kızıl kan olmasını izledik.  Etler  kesilip parçalandıktan sonra  paylara ayrılarak poşetlenip araçlara yüklendi.  Hava sıcak oldugu için musa öztürk kardeşim , etler kokmadan dagıtalım. Bir kısmımız burada duralım , bir kısmımız dagıtımı yapalım deyince ben dagıtım için Atakan ve eyüble yola çıktım. Bu defer dagıtım yapılacak yerler şehrin kenar semleri köy gibi yerlerdi. Tepelere çıktıkça Bamako nun başkentin ne kadar yeşil bir yer oldugunu daha iyi anladım. Başkent  fazla yüksek olmayan genellikle tek katlı ve iki katlı evlerden oluşan bir yer. Ana yollar asfalt ara yollar kırmızı toprak. Toprakta aynı pudra gibi tozuyor. Beyaz tişortlerin yakası bir günde kıpkırmızı boyanıyordu.  Böyle olmasına ragmen  afrıkanın bu cografyası benim çok hoşuma gitti.Arkadaşlar kurbanları keserken , kesim yerinin etrafına şöyle bir göz atıp dolaşmak istedim. Birde ne göreyim iki genç Afrikalı koyun kellesinin tüyleri ütüp, biryandan da et pişiriyorlar. Bende bir parça et getirip pişirmek istedim. Eti getirip pirzola şeklinde ince ince kesip ızgaraya bıraktım.  O iki Afrikalı bana gülmeye başladı. Bende onlara gülüyorum.  Daha sonra ögrendimki eti küçük yapmak cimrilik mi fakirlikmi neymiş , öyle yorumluyorlar.  Ama kendilerinin et parçası yarım kg lık kalın bir parça, dışından pişen yerleri kesip öyle yiyorlar. İşte her yigidin bir et yigişi var ne diyelim.  Her halde bunlar kıyma kebabını görse onada rezillik derlerdi.   Daha sonra bizip tercüman Osman bey gelerek ne yapıyorsunuz , siz kepap  yermisiniz geçen yıl gelen arkadaşlar yemedi vs. vs. zırvaladı gitti. Biz arkadaşlar birer parça etin tadına baktık. Karın doyurmadık, karın doymaz ki ekmek yok.  Osman bey elinde bir tabak salata üzerindede  10 şiş kadar kebap hazırlatıp bize getirmiş.  Yine ekmek yok ,ekmeksiz şekilde yeyip açlıgımızı yatıştırdık.
                    Kurban dagıtım işlerinide bitirdikten sonra otele gelip  duşlarımızı aldık. Akşam yemegi için lüblan lı gencin restorantına  gidip bir şey atıştırıp program yaptık .  Çünkü bu gece son geceydi. Yarın şöyle başkenti bir gezelim diyoruz. Geldik geleli koşturup kurban işini bitirmeye ugraştık.  Bu arada eyüb kardeş bitişikte bakkala gidip elinde bisküvi ile geldi.  Bakın arkadaşlar ne buldum; elinde Antep malı şölen çıkolatanın  ürünleri.  Malzemeler bizden önce bu cografyaya gelip reflarda yerini almış.
Saat  gece 10 gibi herkes odasına çekildi.
                    Arkadaşlarımız musa ve Atakan nijer nehrinde sandalla gezerken bizde eyüp arkadaşımla ve mali li bir arkadaşla oturduk nehir gezisinden gelmelerini bekliyoruz. Eyüb ve ben o kayıklara güvenipte yolculuga çıkmadık. Pazar yerini gezdik papaya, ananas alıp yedik.  O arada gözleri görmeyen bir yaşlı kadın dilenci , bir kız çocugu ile yanımıza geldi. Dagıtmak için hazır ettigimiz emanet  para eyüp kardeşimdeydi.  Eyüb kardeşim biraz  para verdi.  Yardım ettigimiz kişiler biraz uzaklaşınca, yanımızdaki tercüman bu kadın sizi artık ömrü boyunca unutmaz. Size dua eder deyince ben bir tuhaf oldum.  Bizim verdigimiz 10 dolar civarındaki para nedir ki dedik. Meger bu kadına verdigimiz  para 15 gün yetermiş.  Kadıncagızı bulup biraz daha yardım yaptıktan sonra kalan paralarıda  nehir kenarında derme çatma bir metrelik sokaklarda yaşayan insanlara dagıttık.
                    İnsanlar 10 metrelik bir göz odada, üzeri teneke kapalı kapı yerine uyduruk perde sallanıyor. Mutfak desen kapının önünde, kap kacak meydanda duruyor. Ocak üç tane taşı koymuşlar işte sana ocak.  Tüp gazı burada zenginler kullanıyor.  Genellikle çogunluk odun ateşinde yemek yapıyor.  Banyo nerde tuvalet nerde. Heryer  nehir banyo , işte her yer tuvalet…………………
                  Arkadşlarımız nehir gezisinden geldiler, Atakan hele ki gelmemişiniz. Biz ölümden döndük timsahlara yem oluyorduk deyip heyecanl ı heyecanlı o ceviz kabuguyla yaptıkları, nijer nehrindeki timsah safarisini anlattı. Sandalla gezmedigime   bir kes daha mutlu oldum.
                    Daha  sonra arkadaşlarla şehir turuna çıktık.  Burada Türklerin açtıgı okulları kuran kurslarını gezdik.   Arkadaşları ziyaret ettik. Bamako ya yeni elçi atanmış ,yer tadilatta oldugu için otelde kalıyordu.  Elçimizden randevu talep ettik bizi kabul , bir saat ziyeret ettik. Bizleri  malinin yerel kanalında görmüş ne geziyorsunuz benim niçin haberim yok, bizde buralarda sizin için varız  bir şey olursa haberimiz olsun diyerek bayagı bir sohbet ettik.  Neyse işte böyle…………
                 Evet bu gün son gün gece yarısı casablankaya  oradan ver elini İstanbul.
Kurban organizasyonuna katıldıgıma degdi.  Tatil gibi olmadı ama. Hayalimdeki afrikadan bir kesit görmüş oldum. Dört gece 5 gün göz açıp kapayana kadar geçti gitti.  Vekaletle kesim bu kadar güzel olurmu; olurmuş.  Yerinde gördüm.  Bir kurban bu kadar güzel kesilir vede dagıtılır ancak.  Görevleri yerine getirmenin rahatlıgı ile dönüyoruz. Arkadaşımız musa öztürke çok çok teşekkür ediyorum. Hepsi ile tek tek ilgilenerek yılmadan usanmadan görevini yerine getirdi. Allah razı olsun.

ENDONEZYA

Endonezyaya saat 2 gibi indik. Bu airasya nın uçakları gıcır gıcır,çok güzel. Hiç ses yok, rotar zaten hiç yok . Bütün uçuşlar saat gibi tıkır tıkır. Çok rahat uçuşlar yaptık.
Endonezya ya geldigimiz zaman para bozdurup şehir merkezine geçelim derken ben sanki Türkçe  konuşan birini duydum. Birisi can suyu dedi sanki, ama umursamadım.
Endonezyayada 1 dolar 8500 rp. 100 dolar dozdurup servis otobusune atladık zaman bol  onun için
Acele meke.  Malezya da camide karşılaştıgımız arkadaşlar bize islamik üniversitenin otelinden bahsetti, adam başı 10 dolar. Yer bulamasak gideriz demiştik. Şehir merkezi ana baba günü gibi. Harıltı  gürültü aman aman. O kadar yer gezdik srilanka yı arar olduk. Tabi 240 milyon insan , arabadan çok  motorsiklet var. Vay  babam vay. Herkes bir yere ulaşmak için var güçleri ile yarışıyorlar. Burasıda  acaip sıcak. Yemegimizi atıştırdık. Haydi şu otele gidelim deyip, Bir taksici ile 75000rp anlaşıp bindik. İstanbul trafigi sulu nagmet buraya göre çok rahat. Kısaca 10 ,,15 km yolu birbuçuk saatte aldık. Önce bize verilen karttaki adresi bulduk . Malezya  lı örgenci cemaat evinde tek kalıyordu. Tanıştık çaylarımızı içtik. İşte ev burada kalın dedi ama biz kabul etmedik, yine sag olsun. Ev sorumlusu türk agebeyini aradı çalıştıgı için ve de uzakta oldugu içinyanımıza gelemedi. Onun için Malezyalı genç bize yolu göterip rehberlik yaparak bizleri aldı otele götürdü. Otel çok güzel 5 yıldızlı ama maalesef yer yok. Burada dügün yapılacak mış , misafirler için bütün odalar tutulmuş. Otelde internet vardı. Mehmet kardeş internete girince birde ne görsün. Ensara mail gelmiş. Havaalanında bizi karşılamaya gelenler olmuş, buluşamamışız. Şehir içinda başka bir otelde yerimiz ayrılmış, haberimiz yok. Ensar kardeş hemem maile cevap yazdı telefonla ulaştı ve biz beklemeye başladık. Hava kararırken hava alanında cansuyu diye duydugum sesin sahibi geldi. Pkc yardımlaşma dernegi görevlisiydi. Daha önce ensar bilgileri vermiş gelip bizi hava alanında alacaklarmış. Ama ensarda atlamış bizde dikkat etmedik. Neyseki geçte olsa buluştuk.  Bizim için ayrılan otele geçerken yolda pizzacıya ugrayıp yemeklerimizi yedik. Otele geçip rahatça mışıl mışıl uyuduk, çünkü çok yorulmuştuk. Sırt çantaları ile gezmek zor.  6 kg luk çantalar sanki zaman geçtikçe 60 kg gibi oluyor. Ama el bagajı  ile hiç olmaz o daha da zor……………………
Sabehleyin  saat 11e kadar yattık. Kalkınca gece geldigimiz otelin etrafını keşfe çıktık. Ortalık ana baba günü gibi. Heryer aynı emin önü trafigi gibi. Ama burada tek farklılık fazla yaya trafigi yok. İnsanların hepsi ya arabada dolmuşta yada motorsik lette. Acaip bir gürültü var.  Ensarla dolaşırken meyve ci gördük ,yine dilimlenmiş soyulmuş küçük küçük poşetlerde buzun üzerinde kapalı el arabasında satıyorlardı. Burada meyveler singaporun 5 te 1 fiyatına.  Bayagı yiyebilecegimiz kadar tropikal meyvelerden aldık. Oteldeki arkadaşımız Mehmet in yanına gelip afiyetle yedik.
Daha donra bizi almaya gelen arkadaşlar gelip bizleri alarak  jakartanın güzel gezilecek yerlerine bizleri gezmeye götürdü. Dünyanın dördüncü büyük camisi buradaymış  gidip gezdik. Namaz larımızı kıldık. Meydanlık bir yerde seyyar turkış kepap yazan yerde döner yedik. Çocuga bu yazıyı buradan sil
Turkiş kepap olmamış diye uyardıktan sınra kaldıgımız yerden gezmeye devam ettik. Gezi dedigimizde arabayla çünkü trafik her yerde berbat. Şehrin içinde  de şehrin dışında da, üstelik otobanda da. Hiç fark eden bir şey yok. Trafik ,trafik berbat. Sindapordan sonra çok berbat.
Otele dönerken , kaldıgımız otele 500 mt gibi yerde çöp şişçi gördüm. Kimseye bir şey demedim: herkes indi otele döküldü saçıldı relaks oldu. Derken ensar internet kafeye gitti. Mehmet kıvranıyor aç çünkü turkış kepap dan bir şey anlamamış üstelik yemedide. Tekrar kalkıp hazırlandık Mehmet le çöp şişçiye gelip bulduk. Bulduk bulmasına da , biz Endonezya dilini bilmiyoruz onlar Türkçe bilmiyor..  Zaten lokantacı İngilizce bir kelime bilmiyor. Allahtan  yemek yiyen ailenin yanındaki genç pat çat İngilizce biliyorda, tarzanca biraz biraz anlaştık. Tavuk çöp şiş 15 kr. Et şiş 20 kr. 20 tavuk 5 et söyledik oturduk beklemeye başladık. Benim karnım fazla aç degildi, ama ekmeksiz yerim diye bende söyledim. Ekmek dedim de ekmek mafiş yok. Ekmegi gören söylesin. Ekmekte yok tuz da yok. Kendileri hafif tuz kullanmışlar tam tuzsuz degil. Tavuk şişlerin bir kısmını soslayıp bir kısmınıda sossuz pişirdiler. Yanına adam  başı birer tabak pirinç lapası birer bardak su yerine ılık şekersiz yeşil çay, yersende bu yemesen de.  Ama  etler harika olmuştu. Ensarsız bogazımızdan geçmiyordu ama ne yapalım, o internet kafede.  Toplam hesap 48000rp yani 6 dolar  ama karnımız iyi doydu.  Akşam  yatarken niyetimiz denize , yarın denize girmekti.
Denize gidelim diyerek uyandık . Yine birkaç çeşit karışık meyve alıp 10000rp verip karnımızı doyurduk. Ögle üzeri bir yagmur başladı akıllara ziyan,sanki bardaktan boşalırcasına. Maşallah bir güzel yagmur yagdı.saaat 1 gibi pkc elamanları gelip araçları ile bizleri Cuma namazına götürdüler.
Burasıda  jakartanın başka büyük camisi. Kocaman bir bahçesi var içerisi çok geniş bir camiydi
Cami süslü püslüydü. Sonra  ögrendigimi ze göre dügün yapılırken süsleniyormuş. Ne güzel adamlar dügün işinide çözmüşler. Camiler burada bu işe de yarıyor. Hani bizde böyle bir şey yapan varmı bilmiyoruz. Çogunluk nikah salonu dügün salonu vs vs. nufus kagıdında Müslüman o kadar. İcraat yok. Camiler ancak günde beş vakit toplam 2 saati geçmeyecek şekilde meşgul. Diger zamanlar git kapı duvar  yüzde doksanı böyle.  Bazen  diyorum ki  neyse demeyeyim en iyisi………….
İnşallah daha güzel yararlı işler içinde bu güzel ibadet yerleri boş, boş resim gibi durmazda kullanılır.
Namazdan sonra pkc nun bürosuna gittik. Bizler için sofra hazırlamışlar. Meyveler tatlılar çıkınbrayiler vs vs. tabi biz balla çörek gibi yaglı ekmegi görünce karnımızı doyurduk. Çünkü seyahate başladık başlayalı ekmek kayıptı, nihayet bulduk. Bizlere kuruluşla ilgili slayt gösterisi yaptılar izledik . saat 4 olmuştu , jakartanın dışında safari türü hayvanat bahçesi oldugu gidelim diye ısrar edince gitmek zorunda kaldık. Giderken  yiyemedigi miz  hint usulu tavuk pilavı yanımıza  aldık. Bu yemekleri safariden sonra acıkınca parkta yedik. Safari alanı şehirden 50 km mesafede. Bir yanar dagı kenarında,daga çıktıkça hava müthiş serinledi. Yolda havuç satanlar bonzai agaç satanlar,degişik sebze satanlar  vardı. Daga çıkarken yol boyu 10 km alış veriş çarşısı gibiygi. Hava kararacak diye duramadık dogruca safari alanına gittik. Ben zannediyordum ki kafeste hayvanlara bakacagız. Arabadan inmeden hayvan sürülerinin içinde kendimizi bulduk . Hayvanlar alışmışlar gelip agızları ile camları yalayıp yiyecek bir şeyler istiyorlar. Anladım kı girişte sapıyla çöpüyle satılan havuçlar bunlar içinmiş. İlerledikçe degişik degişik hayvan sürüleri yollarımızı kesmeye başladı.  Uzaktan kumandalı koca bır kapı, kale kapısı gibi yerden geçtik, burası yırtıcı hayvanların bulundugu yerler. Bunlarda dogal ortamda kafes falan yok. Buralarda bayagı resim aldık. Bu safari araçla 1 saat sürdü. Hava kararırken bahçeden çıkıp parkın oldugu yere geldik. Burada yemeklerimizi yeyip dinlendikten sonra ,otelin yolunu tuttuk.
Otele saat akşam 9  gibi geldik.  Mehmet le önceki gün çöp şiş yemiştik. Ensarında canı çöp şiş kebap isteyince,  elamanlar bizi bırakıp gittikten sonra dogru çöp şişçiye gittik. Kepapçıya gelip 30 şiş tavuk söyledik. Bu sefer pilavı 1 tabak istedik. Çünkü yenmiyor kalıyor. Kebaplarızı afiyetle yedikten sonra otele döndük. Ensar tabi yine internet kafeye, biz dogru odaya. Çünkü yarın iki buçuk gün sürecek Türkiye uçuşu başlıyor.
Sabah  bizim elamanlar 2 de gelip bizi alarak havaalanına bırakacaklar. Oteli 12 gibi boşaltmamız gerekiyor. Sabah otelin kafesinde , marketten aldıgımız pastalarla kahvaltımızı yapıp  beklemeye başladık.  Arkadaşlarımız denilen saat de gelerek bizi aldılar. Yolda rica ederek yol üzerinde bonzai satan yer varsa almak istedigimi anlattım, sag olsun otobana girmeden bonzai satan bir çiçekçide durduk. Çok güzellerde insan hepsini almak istiyor ama nafile dönüşümüz 2 gün sürecek. Buradan Malezya  yarım gün oradayız oradan srilanka ,orada 20 saat bekleyecegiz. Oradan dubainin yanı sharja.
Bundan dolayıdır kı elimde taşıyabilecegim 2 adedine 20 dolar verip aldım . kafamdada şöyle bir soru işareti var acaba uçagın içine alırlarmı. Dedim almazlarsa 20 dolar bırakırım diye düşündüm.
Bonzaileri poşetlere koyup , el   bagajı yapıp yolumuza devam ettik. Havaalanına gelip pasoport işlemleri falan derken içeri geçip beklemeye beşladık. Uçaga biniş için son kontrolden  geçerken bizim bonzailer orada xrayda kaldı. O kadar dil dökmemize ragmen alamadık. Bunları ancak uçak bagajında götürebilecegimizi  kabine canlı bitkinin yasak oldugunu söylediler. Uçak kalkmaya yarım saat var. Yapalım desek yetişmez diyerek bırakmak zorunda kaldık . Sadece resimlerini getirebildik.
Arkadaşlar eger bonzai getirecek olursanız saglam paket yapıp bagaja vermeniz tavsiye olunur.
Evet Endonezya dada 100 dolar harcadık . Otel parası vermedik ama ,girişte 25 dolar çıkışta 20 dolar fon parası verince  yine 100 dolar harcamış olduk.
              . Endonezya halkının çogunun muslüman oldugu ,çok gürültülü , karma karışık fakir ama mutlu bir ülke. Bizim bu ülkeye giden turistlerimiz turla gidip bali vs adalarını görüp geliyorlar. Hayat orada degil gerçek hayat şehirde. Ben bu ülkede çöp toplayan görmedim. Ama singaporda gördüm. Belki burada gece topluyor olabilirler. Endonezya da gece odumu kaldırımlar yemekçi çaycı  oluyor. Hemen branda ile çevirip işini yapıyorlar. Gündüz oldugu zaman kimse yok. 
Bende yatsı namazı dönüşü bu çadırların birine girdim, bir bakalım dedim. Balık varmı diye sorunca yine İngilizce yok adamlarda. Bende yaşasın vucut dili deyip derdimi anlattım. Arkaz gibi işaretlerle anlattım. Bana bir tane sepetten balık çıkardı. Daha balık canlı, bu balık bıyıklı  siyah balık. Bu balıktan daha önce görmüştüm,yabancı degilim. Ne kadar diye sordum 10000rp. Yani 2 tl.  okeyledim yapıp getirdiler. Yine balık pilav yeşil çay ve biraz yeşillik. Balık yagda pişirilmişti,çıtır çıtır olmuştu. Yine dünyanın bu ucunda balık bulup yemiştim. Güzel oldu be.
İşte bu tatilde böyle bitti. Dönüşte srilankada tekrar denize girdik hava alanına beklemektense tekrar gidip otelde dinlendik. İstanbula gece yarısı indigimizde  bıraktıgımız gibi yine buz gibi. Sabah uçuşu altı gibi uçaga binerken kar yagıyordu, çok üşüdüm………………………………………….
7.3.2011 bitti

SİNGAPORE

Malezya singapore uçuşumuz  30 dakika sürüyor. Otuz dakikalık uçuş için 12 saat meydanlarda gezdik durduk. Yerin yabancısı olunca böyle oluyor işte.  Bu bizim acemiligimiz oluyor. Bir dahaki sefere daha iyi olur inşallah deyip devam ediyouz.  Singapor havaalanına inince her şey degişiyor.  Burası çok gelişmiş her şeyi bitirmiş bir küçük ülke. Ulaşım sorunu diye bir şey kalmamış. Her şey saat gibi tıkır tıkır işliyor. Beş yıldızlı otobuse atlayıp şehrin yolunu tuttuk. Bir on saat gezdikten sonra nihayet pilimiz bitmek üzereyken , çin mahallesinde bir otel bulduk. Klimalı tv li duşlu bir oda, 50 sngpor doları.
1 dolar 1.25 sngpor doları ediyor.  Burası diger yerlere göre biraz pahalı. Ama muhteşem bir yer. Nasıl tarif etsemki resimlere bakarsanız anlarsınız.
Bayagı yorulmuştuk
28.2.2011 pazartesi.  Kahvaltımızı yaptıktan sonra metro ya atlayıp dogruca arap mahallesine gidiyoruz. Önceki gün geldigimizde  otel bakarken gezememiştik. Buradaki otel aynı yurt gibi her odada 8 ..10 ranza var 10 ..15 dolar adam başı ücret,vede rezillik. Ama yinede yer yok çok zor yer bulunuyor.  Buradan metro ile marinaya geçtik bayagı gezdik bol bol resim çektik.  Burada  marinaya yakın bir yerde namazımızı kılıp dinlendik. Kıymalı börek yapan bir yer bulup (katmer gibi) 5 dolar verip 1 adet ortaya söyleyip tadına baktık hoşumuza gitti.  Aynı yere akşamüzeri gelip  birer tane söyledik, ama bu seferde çok oldu tüketemedik.  Bugün ful doyduk. Metro istasyonundan çin mahallesine gittik, gezdik dolaştık otele geldik. Duş alıp uyuma moduna geçtik.  Kısmet olursa singaporun menşur adası santosa adasına gitmek istiyoruz ,yarın daha çok yorulacagız. Burada gezecek resim çekecek bayagı yer var. Her şey turistler için yapılmış ,dizayn edilmiş.  Metro istasyonunda nereya gidecegini işaretle dügmelere bas o hattın bileti anında çıkıyor.
Santosa adası , tam turistik eglence merkezi. İçeride teleferik, güzel bir kumsal , universal  film sütüdyoları, hayvanat bahçesi, kafeler  var. Adaya ister otobus le gir,ister teleferikle,istersen hava metro ile. Üç türlü ulaşım var. Kendi özel arabanla da giriş yapabiliyorsun. Tüm aktivitelere katılmak istiyorsan 70 dolar. Yoksa giriş 3 dolar. İçeri ana baba günü gibi.  Yorulan insanları küçük golf  arabaları alıp taşıyorlar. İstersen içeride hava metro da ücretsiz.  Akşama kadar gezdik yorulduk bittik. Hava sıcak yakıyor. Ama daha gezecek çok yer var. Maalesef gezmeyle bitmiyor. Her yer yemyeşil çiçekler açmış, yani kısaca harika.  Memeleketinde harika yerleri var ama maalesef şimdi buradayız buraları görüyoruz. Akşama dogru çıkıyoruz. Yemegimizi burada gezerken tesadüfen gördügümüz bir İstanbul restoranının da yiyoruz. Arkadaşlar iskender yedi tabi ben balık.   Bu işletme sahibi kardeşler gurubu, Elazıg dan gelip buraya yerleşip iş yeri açmışlar. Kardeşlerinin biride Vietnam da restoran işletiyormuş. Gurbet ellerde , kendi işlerinde çalışıyorlar.
 Karnımız doyduktan sonra dogru metronun yolunu tutup , otele geçtik. Hava karardı gı için gece de singapor başka bir güzel oldu . Yine arkaşım Mehmet flaşorlere basıp bol bol resim aldı.
Otele gelince bu yorgunlu gu ancak su alır diyerek dogru duşa, ondan sonra ver elini yatak . yok işte öyle olmadı. Uyku tutmadı, ensar internet kafeye bizde mehmetle beraber gezmeye gittik. Otelin etrafını turladık. Bir meyveciye girip burada yetişen ama otobuse ve metroya bu meyve ile binmenin yasak oldugu durian meyvesini yeyelim istedik. Tanesi  10 dolar  olan bir adet begendik, kesip bize servis ettiler ama yiyebilene aşk olsun. Meyve ne sogana benziyor,ne sarımsaga tadını bir türlü alamadım. Sanki bütün kokan meyve ve sebzelerin karışımından oluşmuş.  Ben 10 dolara acırken sonra niçin acıdıgımı söylerim. Bir aile gelip oturdu. 2 adet durian meyvesi söyledi ve çıkarıp 60 dolarda para ödedi, ben mehmete bakıyorum oda bana.  Bunlarda hiç mi akıl yok acaba diye düşünmeye başladım. 60 dolar 75 türk lirası ediyor.  Buna bizim g.antepte 3 kg lık 1 tepsi güllüoglu baklava yersin. Ama adamların böyle bizim gibi tatlıcı sını görmedik. Demekki bunlarda böyle yerlerde kendilerini avutuyor. Biz durian dan bir şey anlamadık sonra bir tanede ananas söyledik 2 dolar .temizleyip getirdiler, bizim mehnet işte dedi abicigim meyve bu  deyip yumuldu.
Otele dönerken başka durian satan gördük bu arkadaş meyveyi kesip 1 dolarlık 2 dolarlık paketler yapmış, işte o zaman gitti bizim 10 dalar ; çünkü önce görseydik 1 dolarlıktan alır tadına bakardık.
Otele geçip dinlenmemiz gerek . Çünkü sabah 10 endonezya, ya uçacagız. Saat  6 gibi metroya binmek
üzere anlaşıp uyuma moduna girdik.  Sabah 6 gibi kalkıp hazırlandık, yola çıktık metro ya geçerken sabah namazı meyveci açıktı. Herkes hoşuna giden meyvelerden 2 şer dilim aldı. Çogunluk ananas  ve papaya.  Yiyerekten metro ya gelip biletleri aldık. Her kes işe gidiyor yarı ayık yarı uykulu. Havaalanına geldik işlemleri yaptırıp saat 8 gibi içeri geçtik. Uçuşumuz saat 10.da
Asya gezisinde bu üçüncü noktamız. Son nokta olan Endonezya dan önceki yerimiz. Singapor , çok güzel her şeyi aşmış bitirmiş. Düzen intizam, temizlik, pahalılık her şey  yerinde .  Ama işin garibi 3 günde adam başı yine 100 dolar harcadık. Bunu çözemedim.  Demek ki fazlada pahalı bir yer degilmiş.
Endonezya kendi halinde etliye sütlüye karışmayan her kıtadan insanın, bir şort bir tişörtle yaşadıgı yer.Bana göre burada fazla elbiseye gerek yok. Fazla çamaşırda çıkmaz ,  fazla deterjanda gitmez. Çünkü  incecik  küçücük elbiseler. Ayakta da sıfır hafif terlik oldu da bitti maşallah.
Vize yok bir şey  yok önceden de air  arabia aktarmalı air asya uçak bileti bulursanız çok iyi
Endonezya da görüşmek üzere.

29 Haziran 2011 Çarşamba

MALEZYA

25.2.2011 Srilankadan  8.15 uçagı ile çıktık saat ögleden sonra 2 gibi Kuala lumpura geldik. Havadan Malezya yemyeşil hurma agacına benzeyen agaçlar her yeri kaplamış. Megerse bunlar palmiya agacı imiş. Bunların zeytin gibi agaçtan yapraklardan yagını çıkarıp kullanıyorlar. Denizin için de sahil kenarlarında bir sürü petrol arama çıkarma pompalama üniteleri ni havadan iniş sırasında gördük.
Anlaşılan bu cografyada petrol ve dogalgaz zengini. Şu meret her yerden çıkar medeniyetin  ve uygarlıgın en eski yerleşim yeri olan bizim ülkeden nedense çıkamaz. Gittigim bu asya ülkelerinde petrol fiyatları ortalama 1 dolar civarında. Bizim  ülkemizden çok ucuz.
Neyse malezyaya geldik. Şehir merkezine giden otobuse  Mehmet, ensar ve ben atlayıp, adam başı
3 dolar gibi bir şey ödedik. Bir saatten fazla sürdü. Güzel birde yagmur başladı hava serinledi. Yagmur bayagı yagdı. Şehre geldigimizde yagıyordu. Markalı bir hamburgeciye ,internetinde oldugu bir yere oturduk. Herkes ne yiyecegini söyledi tabi ben balık olsunda ne olursa olsun cinsinde balıklı hamburger söyledim. Fiyatlar turkiyeden ucuzdu.
Srilankada Nakşibendi tarikatının hocası bizi Malezya daki yerlerine yönlendirdi. Akşam üzeri hava karanlamaya başlarken ,elimizdeki adrese bizleri bir arkadaş bıraktı. Gittigimiz yer iki katlı evlerin oldugu , bahçeli evler gibi yemyeşil koca koca agaçların arasında bir yerdi. Adresi buldugumuzda gözlerimize inanamadık. Kapıda birkaç kişi iki adet kuzuyu ateşin üzerinde çevirerek pişiriyorlardı. Acaba yanlışmı geldik derken, kendimizi tanıttık hoş beş bizi üst başa çıkardılar eşyalarımızı sırt çantalarımızı bırakacagımız bir oda gösterip kiymetli eşyalarımızı yanımıza almamızı önerdiler. Ben tabi şaşırdım buradan saglam bir yer bulamayacagımızı zannederken bize bu söylenince, insan bir tuhaf oluyor. Ama bunu daha sonra ilerleyen saatlerde anlayacagız.
Derken akşam namazı kılmak için hazırlık yapıp cemaatle namazımızı kıldık. Akşam yemegini açık büfe alarak, herkes yerlere oturarak sohbet eşliginde, güzelce yeyip karnımızı doyurduk. Bizim Malezya
şeyhi diye bildigim kişi megerse bu evde oturan sonradan Müslüman olan bir ingilizmiş.
Yatsı  namazından sonra şeyh geldi zikir başladı. Her türlü müzik aletleri vardı. Gece yarısını geçene kadar  kadar oturdular. Bitişik  evdede bayanlar toplanmıştı. Hoca giderken ellerini öptüler. Saat  gece 3 olmuştu ancak yatabildik. Hayatımda ilk defa böyle bir olaya şahit oluyorum. Rabbim hepimizi ıslah etsin bilmiyorum…………
Sabah saat on gibi uyandık, hemen pabuçlara bakıp dogru çarşının yolunu tuttuk. Bir taksiye atlayıp şehrin merkezine,  petronas kulelerinin oldugu meydana, çarşıya gittik. Üç dört saat gezdik. Akşam kalacak otel aramaya başladık. Güzel temiz  bir otel bulduk 3 kişi 40 dolar.  Metro hattına otobüs hattına her yere yakın. Eşyaları bırakıp akşam gezmeye çıktık. Her yer insan kaynıyor.
Malezya  güler yüzlü Müslüman insanların çok oldugu sıcacık bir ülke. Hayat burada çok ucuz. 6 aylık dil egitimi her şey dahil bana göre 2000 doları geçmez. Bizim kültürümüzün aynısı. Tek farkı burada örgencilere başı aç kıçını aç diyen yok. İlk ögretim üniversite herkes keyfince giyinip okuluna gidip geliyor. İşleri güçleri ders çalışıp okul okumak. Bizim örgencilerimiz gibi okula giderken korka korka acaba hangi hoca türbanıma kızacak korkusu yok. Millet olarak bu sorunu aşmışlar. Bu ülkeden türban yüzünden kaçıp gelerek üniversite okuyan kız örgencilerimiz bayagı çok. Burası meyve cenneti,
Her türlü tropikal meyve var. Benim tercihim mango ve papaya dan yana. Her fırsatta bu meyveleri tercih ediyorum. Bu meyveleri soyup poşetleyip adet olarak 1 ringit. 1dolar 3 ringit falan.
Kaldıgımız otelde her şey var sıcak su,tv,klima, yani anlayacagınız 5 yıldızlı ayarında. Temizlik birinci sınıf. Güzel uyuyup dinlendik. Önceki gecenin yorgunlugunu attık. Malezyadan sonra singapor a geçecegiz. Bu uçuşta gece yarısından sonra oldugu için sırt çantalarını hazırlayıp yemek yemek ve oradanda petronas kulelerinin yanına gitmek için hazırlandık. Sabah kahvaltısını yine menşur burgercide yaptık. Oradan metro ile gezdik . Elektronikçilerin oldugu çarşıları dolaştık. Fiyatların fazla cazip olmadıgını gördük. Buradan sadece hoşuma giden siyah taşlı gümüş yüzük aldım 20 dolar ödedim. Petronasa kulelerine geçtik. Acıkmıştık yine menşur hamburgercide  balıklı burger yedim. Karşımda çin restoranı vardı merak edip gezdim. Ortada tabaklar dönüp duruyor. Çeşit çeşit suşiler var .  Aklına neli gelirse yapıp rayların üzerine bırakıyorlar vatandaşta seçip yiyo. 2 ..3 ringit gibi fiyatı var.  Ama bizi aşar, bizbildigimiz şeylerden yiyoruz.  Malezya dada bayagı millet ten insanlar var .
Burası da tam turizm memleketi, bayagı gezen turistler var. İkindi namazını kılmak için camiye gittigim de bir ne göreyim. Lavaboda birkaç kişi Türkçe konuşuyor. Kendimi memlekette hissettim.
Bayagı konuştuk arkadaşlara sürpriz yaparak  gidip tanıştılar. Biraz hoş beş yaptıktan sonra ayrıldık.
Bu arkadaşlarda hizmet gurubundan mış  flipinler den geliyorlarmış. Onlarda bizim gibi geziyorlarmış.
Akşamdan sonra yavaş yavaş havaalanına gitmek için otobus aradık adam başı 8 ringit odeyip otobus te  yerimizi aldık . Yol uzun kafayı atıp uyumaya başladık. Çünkü bu gece böyle geçecek ti.
Havaalanında internetli bir burger ci bulup yerimizi kaptık.  Yemeklerimizi yedik sabah uçuşunu beklemeye başladık.
Malezya benim çok sevdigim yerlerden birisi oldu. İnsanları, iklimi, her şeyiyle güzel bir yer . Gitmek isteyenlere öneririm. Adam başı 3 gün için 100 dolar rahatlıkla yetiyor.28.2 .2011  singaporda görüşürüz.

16 Mayıs 2011 Pazartesi

SRİLANKA


Tanznya ya afrikaya gidelim derken üç arkadaş asya gesisine 20şubat 2011 bietleri alarak başladık
Sharja aktarmalı srilanka uçuşu için saat 23.30 beklemeye başladık. Sharja uçuşu 4 saat sürdü.
Gündüz sarjaha şehrine girip gezelim istedik.Vize işlemi bayagı sürdü. Hindistan aktarmasını bekleyen
Yeşil pasaportlu bir arkadaşla beraber dört kişi olduk. Vizeleri alıp belediye otobusune atlayıp sarjahı gezdik.Akşama dogru hava alanına gelip gece uçuşu için işlemleri yapıp uçaga bindik
Sabah saat 4 gibi srilanka colomba geldik. Hava alanı şehrin 40km dışında gibi. Servis otobusuyle bizleri merkeze gidecegimiz otobüs terminaline ücretsiz bıraktılar. Buradan şehir merkezine adam
Başı 75 sr parasına götürüyorlar . 1 dolar 110 sr.parası.
Şehir merkezine geçmek 1 saatden fazla sürdü. Hava açılmaya gün dogmaya başlarken ensar arkadaşımızın internet arkadaşının evini ara sokaklarda gezerek 15 …20 dakika sonra buldu.
Bu arkadaş bize kendi evine yakın bir yerde pansiyon ayırtmış. Üç yatak ve banyolu, eh idare eder işte.
Hemen odaya yerieşip ögleye kadar deliksiz uyuduk.Biraz dinlendikten sonra dışarı
Çıkıp üç tekerlekli bir tuk tuk bulup bizi sahile götürmesi istedik.
100 sr rublesi verdik. Türkiyede donuyorduk , srilankada hava güneşte 35-40 derece.
Sahilde biraz gezdik.Balık tutanları denize girenleri seyrettik. Balıkcılar sahile balık teknesi çekiyorlardı yardım ettik,bayagı dolaştık yorulduk.
Gezmeye gelmiştik yoldan geçen bir tuktuk çuyu durdudup anlaşıp colombu gezdik. Bizi altı saat gezdirdi 10 dolar para verdik. Colomb merkeze gidip güzel bir camide namazlarımızı kıldık
Balık halinin etrafında dolaştık.hint lokantasında tavuk pilav yedik 4 kişi 11 dolar verdik.
Kendime 8 dolara bir sırt çantası aldım. Akşam hava kararmaya başlarken pansiyona döndük.Ensarın internet arkadaşı bizleri ziyarete geldi,oturup konuştuk.
Bizleri kıbrısi şeyhinin srilanka sorumlusu olan hoca ile tanıştırmak istsdigini yarin akşam isterseniz gidelim deyince bizde hep beraber olur deyip ilk gecemizde gurbet ellerde uykuya daldık.
Şubat ayında memleket kara kış bizler burada camlar açık üstümüzde battaniye yok tavan da vantilatör çalışıyor ve buna ragmen şarıl şarıl terlereyerek uyumaya çalışıyoruz. O zaman babam rahmetlinin güzel bi lafı aklıma geliyor. Bizde galiba şeye ……………..sürtecek akıl yok. Buralarda
Ne arıyoruz,bende bilmiyorum. Srilanka sıyah esmer karışık insanların çok karışık oldugu bir yer.
Hemen hemen her ülkeden bütün cografyadan insanların oldugu ekvator kuşagında yeşil güzel bir ada. Her sokagın köşesinde camlar içerisinde buda heykelleri, irili ufaklı dolu. Başını hangi yöne çevirsen bir heykel var. Bu bazen 30 cm oluyor bazen bir metre oluyor bazende binalardan büyük oluyr. Bu heykeller çok bakımlı boyunlarına canlı çiçekleri toplayıp süslüyorlar. Bu süsleme sanatını
Meslek edinmiş kişiler ,çiçekleri iplere düzüyor ve satıyorlar.
Colombo çok çok gürültülü kalabalık bir şehir. Dogru dürüst toplu ulaşım aracı yok olanlarda sanki hurdacıdan firar etmiş gibi. Çok gürültülü ve araclarda acayip bir müzik sesi var. Herhalde aracların tangur tungur sesini duymamak için bu müzikleri sonuna kadar açıyorlar. Müzikler hint muzigimi
Çin muzigimi ne oldugunu ben anlayamadım. Her telden çalıyordu. Analayana helal olsun.
Sabah erkenden kalkıp bir şeyler atıştırıp hemen sahilin yolunu tuttuk. Çünkü ögle sıcagına kalıp yanmak istemiyorduk. Turkiyenin denize alıştıgımız için ,hint okyanusuna çekinerek ayaklarımı daldırdım. Amanın bu deniz alttan ısıtmalı galiba sıcacık, oda şubat ayında. Agustasun başında antalyada toplantı vardı deniz soguk diye havuza girmiştim. Burada şaştım kaldım. Koyverdim kendimi okyanusun sularına doya doya yüzdüm. Arkadaşlar ben bu denizi çok sevdim. Maldvlerler buburadan bir saat mesafede. Programa eklemedigimize pişman olduk ama iş işten geçti bir dahaki sefere deyip keyfimize bakmaya devam ediyoruz.
Sahilde bizimle beraber ara ara başka insanlarda denize giriyor deniz çok sakin. Turkiyedeki gibi her yer otellerle dolu degil daha yeni yeni oteller inşa ediliyor. Ara sıra gürültü ile tren geçiyor. Çünkü sahille şehir arasında tren yolu var. Acı acı düdük çalıp gidiyor. Otel işi sahilden az içerde pansiyon evler şeklinde. Adam başı 10 dolar 15 dolar . evlerin hepsi bahçeli , bahçelerde çeşit çeşit meyva agaçları ve çiçekler dolu. Denizde biraz oyalandıktan sonra pansiyona gelip duş aldık. Tuk tuka atlayıp şehri gezmeye mümkünse balık yemege gittik.
Dolaşırken kaldırımda balık satanlardan balık alıp tuktukcunun evine gittik. Evde kimse yoktu tuktukçu balıkları güzelce yaptırıp bize getirdi. Tabiî ki yemek yanında ekmegi görene helal olsun ekmek yok . pilav balık salata hepsi bu kadar.
Yemekleri yedikten sonra şehrin kenar mahallelerini gezerekten giderken tuktukun benzini bitti.
Bizim haci amca benzin almaya gitti . Bizlerde mahallenin çocuklarıyla sohbet ettik. Herkes tuktula resim çektirdi. Aradan yarım saat geçti bizim tuktukcu geldi. Bir şişe benzin almış gelmiş. Benzini depoya döktü başladı marşa basmaya . araç çalışmıyor hava mı yapmış ne yapmış bir türlü çalışmıyor.
Bayagı bir ugraştan sonra nihayet çalıştı. Araca atlayıp kaldıgımız yerden gezmeye devam ettik.
Buralar Müslüman mahallesi oldugu için fazla buda heykeli yoktu. Buralarda cami çoktu.
Camiler geniş güzel ,abdest alma yerleri degişik sanki dereden abdest alıyormuş gibi, havuzlar vardı.
Yol üzerinde bakkal gibi bir yerde durup, bir şeyler atıştırdık srilanka çayı içtik dinlendik.
Sahil yolundan akşamüzeri pansiyonun yolunu tutup , pansiyona geldik. Biraz dinlendikten sonra bize srilankada pansiyon bulmamamıza yardımcı olan arkadaş geldi. Kendi arabası ile bizleri alıp şeyhin yanına götürdü. Şeyh 50 yaşlarında bir insandı. Bizleri çok iyi karşıladı. Oturduk sohbet ettik daha,
Sonra çay ikram etti. Bizleri gecenin saat 10 da arabasına bindirip şehir turuna çıkardı. Kralın tapındıgı sevdigi fili varmış onu göstermeye götürdü. Döner kebap yapan menşur bir yemekçiye ugradık. Aç olmadıgımızı belirtmemize ragmen zorla birer şiş tavuk yedirdi. Sabah 4 de hava alanına gitmek için arabacıyla anlaştık, biraz yatıp uyuduk. Saat 4 kalkıp hazırlandık,bizi hava alanına bırakacak araç sahibi arabanın içinde bizi bekliyordu. Hemen araca binip hava alanı yolunu tuttuk.
Çok şükür yollar o kadar kalabalık degil. Yolumuz 40 dakika sürüyor. Hava alanına gelince biraz bekliyoruz uçuş saatine 2 saat kalan yolcuları alıyorlar. İçeriye geçip işlemleri yapmaya başlıyoruz saat 8.15 malazya Kuala lumpura uçuyoruz.
Dönüşte srilankada 1 günümüz yine olacak tekrar gelecegiz. Srilanka el degmemiş bir turizm şehri.
Çok guzel plajları var. Turist kaynıyor. Air arabıan hava yolları çok ucuza uçuyor. Neredeyse diger hava yollarının yarı fiyatına. Londradan buraya direk uçuş var onun için hava alanı İngiliz turist kaynıyor. Trafik tersten akıyor. Anlaşılan İngilizler burayı bellemiş arkaşlar. Halkın çogu İngilizce konuşuyordu.
İnsanlarla anlaşmada hiçbir sorun yaşamadık. Herkes güler yüzlü neşeli bir yol tutmuş gidiyor. Hayat burada çok ucuz. Oteller ucuz ulaşım ucuz yiyecekler ucuz ama ekmegi pek lokantalarda göremedik. Marketlerden tost ekmegi türünde ekmek gördük. Yani görülmesi gezilesi yerler. Degişik kültür ve insanalın gayet güzel bir arada dögüşmeden yaşadıgı yerler. Müslüman örgenciler başları kapalı okula gidiyor işe gidiyor , haci amcalar namaza giden insanlar başında takke uzun beyaz elbiseler dolaşıyorlar çalışıyorlar ne bir şey diyen var nede karışan, üstelik dönüp bakanda yok. Bir bakıyorsun Arabistan havası bir bakıyorsun Hindistan havası. İnsan bazen nerede oldugunu şaşırıyor. Herkes kendi halinde işinde gücünde.
Malezyada görüşürüz.25.2.2011